|
|
 Fotoğraf Volkan AKGÜL
Kuş fotoğrafçılığı gerçekten özveri isteyen çok zahmetli ve en önemlisi sabır gerektiren yaban hayatın önemli kollarından biridir. Herkesin yapmak isteyeceği ama herkesin yapamayacağı bir seçimdir ayrıca. Bir kuşu herkes çekebilir fakat onun estetik pozunu alabilmek, onu sofrasında ziyaret edebilmek ” O özel ” kareyi yakalamak, belki de hayatımızdaki en büyük bekleyiş olabilir. Kuş fotoğrafçılığında en önemli unsur, çekmek istediğiniz tür hakkında yeterli bir bilgiye sahip olmak ve yer tespitidir. Yer tespitinden sonra yaklaşma yerini tespit etmeli, zamanı planlanlamalı, iyi bir şekilde kamufle olabileceğiniz yeri ayarlamalı, son olarak da uygulamaya geçmelisiniz. Bunlardan biri eksik olur ise kuşların doğal hayatına asla ulaşılamaz! Sadece gözün gördüğünü yansıtan sıradan bir fotoğraf çekersiniz. Bu da sizi ne kadar tatmin eder bilinmez.
İşin teknik kısmına gelince; 300mm den az olmamak kaydı ile bir objektif sahibi ve en azından orta bir DSLR kullanıcısı olmalısınız. Özellikle makinenin kullanımına, pozlama ve ayarlarına o kadar hakım olmalısınız ki adeta bir kolunuzu, bir bacağınızı nasıl kullanıyorsanız makineyi da o şekilde kullanabilmelisiniz. Ek olarak dürbün de kullanabilirsiniz.
Doğa fotoğrafçılığı ve yaban hayatı fotoğrafçılığı olsun, en büyük unsur “iyi görmek, iyi duymak ve en iyi şekilde refleksleri kullanabilmektir.”
İyi bir kuş fotoğrafçısı olabilmek için: gerçekten iyi ekipman şartır! Doğa ortamında toz, toprak, su, her türlü darbeye dayanıklı bir body olmalı. En önemli ekipman ise elbette lenslerdir. Öncelikle ve 400 mm’ den az olmamak kaydı ile bir objektif, olabiliyorsa ilaveten telekonverter.
Kuş Fotoğrafçılığı ve Lens Seçimi
 Fotoğraf: Volkan AKGÜL
Fotoğrafçılığın bazı alanları vardır ki eğer o iş için özel ekipmanlarınız yoksa göze hoş gelen sonuçlar almanız hemen hemen imkansızdır. Doğa fotoğrafçılığı ve bunun özelinde kuş fotoğrafçılığı bu alanların başında gelmektedir. 200 mm ve hatta 300 mm’den daha kısa odak uzunlukta bir lensiniz varsa pek çok kuş türünü kabul edilebilir bir şekilde fotoğraflayabilmeniz hemen hemen imkansızdır. Dolayısıyla kuş fotoğafçılığı ile uğraşmayı düşünüyorsanız, size en az 300 mm’lik odak uzunluğa sahip bir lens gerekecektir. Ancak şunu peşinen söymekte fayda var ki çoğu zaman 800 mm bile yeterli gelmeyebilecektir. Kısacası kuş fotoğrafçılığı için yeterli bir lens yok, yeterli bir fotoğrafçı vardır. Kamuflaj tekniklerinizi geliştirerek kuşlara daha fazla yaklaşmak temeldir. Fakat Türkiye gibi, kuşların birçok bölgede izinsiz olarak avlandığı bir ülkede yaşayınca, kuşlara yaklaşmak dünyanın birçok bölgesine göre daha zor olmaktadır. Birçok kuş, insan bir yana, insana ait olabilecek bir varlık gördüklerinde çoktan kaçmaya başlamaktadır.
Kuş fotoğrafına başlayan birçok kişi 70-300 gibi bir zoom lensle bu işe başlamaktadır. Canon, Nikon, Sony, Sigma, Tamron, Tokina gibi markaların tümünün değişik türlerde 70-300 odak aralığına sahip lensleri bulunmaktadır. Son dönemde bunların bir kısmına IS, VR gibi optik titreme önleyici özellikler de eklenmiş bulunmaktadır. Ayrıca Bazı 70-300 modellerinin yarı makro özellikleri de bulunuyor. Bu lenslerin ortak özellikleri arasında fiyatlarının makul olması, düşük otomatik netleme hızı, çok da açık olmayan maksimum diyaframları nedeniyle kuvvetli bir ışığa ihtiyaç duymaları ve optik olarak görebileceğiniz en iyi sonuçlara sahip olmamaları gelmektedir. Bunlara, 300 mm’nin kuş fotoğrafçılığında çoğunlukla ihtiyacınızı karşılayamayacak bir odak uzunluk olmasını da eklersek, bu lenslerin kuş fotoğrafçılığına başlamak için iyi bir nokta olmasına karşın son durak olmayacağını söyleyebiliriz. Bu lensler, kuş fotoğrafçılığının ordövr tabağını oluşturarak birçok insanın bu alana yönelmesine aracılık etmektedir. Ve sadece bu özellikleri bile onları başarılı kılar aslında.
70-300 aralığına sahip lenslerin ardından kuş fotoğrafçılığında bir üst sınıftaki lens grubunda 400 ve 500 mm fokal uzunluklara erişebilen zoom lensler yer almaktadır. Canon 100-400L IS, Nikon 80-400 VR, Sigma 50-500, Sigma 170-500, Tamron 200-500 gibi lensler bu kategoride yer alan lenslerin bir kısmıdır. 70-300′lü gruptan bu kategoriye çıkıldığında optik kalitede gözle görülür bir artış görülür. Ancak zoom aralıklarının sonunda ulaşabildikleri 5.6 ya da 6.3 gibi diyafram değerleri nedeniyle bu lenslerin tamamı son derece aydınlık koşullarda çekim yapılmasına ihtiyaç duymaktadır. Bu kategoriye geçerken ayırmanız gereken kaynak miktarı da artacaktır. Bu lenslerin bir kısmı bin doların üzerinde bir fiyata sahip bulunmaktadır.
Yukarıda saymış olduğum lenslerden sonra, kuş fotoğrafçılığının daha ileri aşamalarında kullanılabilecek olan lensleri tele prime (yani tek bir odak uzunluğa sahip) objektifler oluşturmaktadır. Prime lenslerin birçoğu aynı odak uzunluğu kapsayan zoom lenslere nazaran daha iyi bir optik kaliteye sahiptirler. Bu genel bir kaide olsa da istisnaları görülebilir. Ancak prime lensle çalışırken zoom lenslerin vermiş olduğu esnekliği geride bırakmış olursunuz. İstediğiniz kadrajı elde etmek için zoom halkasını çevirmek yerine çekeceğiniz objeye yakınlaşmanız ya da uzaklaşmanız gerekebilir. Ancak kuş fotoğrafçılığında genelde böyle bir problem olmadığından ve ekseriyetle hiç bir odak uzunluğu yeterli gelmediğinden dolayı prime lenslerin en az endişe edilerek zoom lenslere tercih edilebileceği alanların başında kuş fotoğrafçılığı gelmektedir. Öte yandan, ben yalnızca kuş çekmeyeceğim, daha büyük ve yaklaşabileceğim hayvanları da çekeceğim diyorsanız yukarıda sayılan zoom lensler sizin için en iyi seçenek olmaya devam edebilir.
 Fotoğraf: Volkan Akgül
Prime lens kategorisine geçtiğimiz zaman Canon 400 mm 5.6L lens için ayrı bir başlık açmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu lens fiyat performans oranına bakacak olursanız, kuş fotoğrafçılığında kullanılabilecek lenslerin belki de başında gelmektedir. Yaklaşık 1200 dolarlık fiyatına rağmen binlerce dolarlık tele objektiflere yakın bir netleme hızı ve fotoğraf kalitesi sunmaktadır. Ayrıca son derece hafif olması sayesinde uçan kuş fotoğrafı çekmek için en iyi seçeneklerden birisidir. Peki, bu lensi alarak geride bıraktığımız ne oluyor diye soracak olursanız; 5.6 maksimum diyafram açıklığı ile pek aydınlık bir lense sahip olamamak ve IS (titreme önleme sistemi) özelliğinin olmamasını sayabiliriz. IS özelliğinin eklenmesi bu lensi daha cazip kılabilecektir. Canon’un bu özelliği 400 5.6L’ye ekleyip eklemeyeceğini önümüzdeki dönemde göreceğiz. Ancak eklenmese bile bu lens, ekonomik bir şekilde üst düzeyde kuş fotoğrafçılığı yapabilmek için bizlerin sahip olduğu en iyi seçeneklerden birisidir. Hatta 500 f/4, 600 f/4 gibi pahalı lensleri kullanan kuş fotoğrafçılarının çantasında bu lensi görebilirsiniz. Canon 400mm 5.6/L sunmuş olduğu kolaylıklar sayesinde zaman zaman üst kategorideki pahalı lenslere üstünlük sağlayarak fotoğrafçıların ilk tercihi olabilmektedir.
Kuş fotoğrafçılığı yaparken çoğu zaman doğada uzun yürüyüşler yapmanız, ayrıca uçan kuşları çekerken de uzun bir süre makine ve lensinizi yer çekiminin tam tersine hareket ettirerek uzun bir müddet beklemeniz gerekmektedir. Bunun gibi unsurlar kuş fotoğrafçılığında kullanılacak olan lensin ağırlığının da önemli bir seçim kriteri olarak ön plana çıkmasını sağlamaktadır. Bu sınırın en sonunda yer alan lens grubunu 300 F/2.8′ler oluşturmaktadır. 2.5-3 kg civarındaki ağırlıklarıyla saatlerce taşıyabileceğiniz ve uçan kuşları büyük zorluklar yaşamadan elde çekebileceğiniz lenslerdir bunlar. Bundan önce kısaca açıklamaya çalıştığım lenslere nazaran daha hızlı bir otomatik netleme, daha fazla çözünürlük ve kontrast sunan bu lensler telekonventörlerle birlikte iyi bir ikili oluşturduklarından dolayı 1.4, 1.7 ve 2.0 gibi telekonventörlerle birlikte kullanıldığında sırasıyla 420 mm F/4, 510 mm F/4.8 ve 600 mm F/5.6 opsiyonarını bize sunmaktadır. 1.4 ve 2.0 telekonventörle birlikte 300 F/2.8′i 1.4 telekonventörle fotoğraf kalitesinde belirgin bir bozulma olmadan yüksek otomatik netleme hızıyla fotoğraf çekmek mümkündür.
İkinci el, IS (titreme engelleyici) özelliği bulunmayan 300 mm f/2.8 lensler 1500-2000 dolar gibi bir fiyata temin edilebilmektedir. Telekonventörle birlikte rahatça kullanılabilme özellikleri de hesaba katıldığında, bu seçeneğin da ciddi kuş fotoğrafçıları açısından cazip olduğunu söylemek mümkündür.
 Fotoğraf: Volkan Akgül
Daha önce de belirtildiği gibi kuş fotoğrafçılığında hiç bir odak uzunluğu kafi gelmediğinden dolayı, çoğu zaman yakınlaşamadığımız bu narin hayvanları fotoğraflayabilmek adına yukarıda saydığım lenslerden daha uzun tele lenslere kuş fotoğrafçıları tarafından başvurulmaktadır. Bu kategorideki lensler arasında 500 mm f/4, 600 mm f/4, Canon 800 mm f/5.6 gibi çeşitler yer almaktadır. Bu kategorideki lenslerin ortak özellikleri arasında en hızlı otomatik netleme hızlarına sahip olmaları, yüksek çözünürlük ve kontrast sağlamaları, fiziksel olarak son derece ağır olmaları ve fiyatlarının 5000 doların üzerinde yer alması sayılabilir. Ağır olduklarından dolayı saatlerce omzunuzda taşıması zor olan, uçan kuşları elde çekme konusunda 400 f/5.6 ve 300 f/2.8 gibi lenslere nazaran zorlukları bulunan bu lensleri, ideal olarak bir tripodun üzerinde uzun süre bekleyebileceğiniz bir kamuflajın altında kullanmak etkili olabilecektir. Eğer kuşların gelmesini beklediğiniz belirgin bir bölge varsa ve lensler sizin en çok işinizi görebilecek türdendir. Tabii maliyetine de katlanılabilirse.
Kuş fotoğrafçılığında unutulmaması gereken en önemli konu; kuşlara daha fazla yaklaşabilmenin yollarını aramaktır. Lensiniz ile çekmekte olduğunuz kuş arasındaki mesafe arttıkça arada yer alan su buharı, toz gibi fotoğrafın kalitesini bozan nesnelerin arttığını unutmamak gerekir. Şöyle diyebiliriz ki, aynı kareyi 300mm bir lensle yakından çektiğinizde elde edeceğiniz fotoğrafın kalitesi, daha geriden 600mm’lik bir lensle çekeceğiniz fotoğraftan daha yüksek olacaktır.
Üste yer alan yazı ve fotoğraflar Sn. Volkan AKGÜL’ün Fotoritim e-fotoğraf dergisi Temmuz 2007 sayısında yer alan yazısından faydalanılarak düzenlenmiştir.
Konuya örnek birkaç fotoğraf:
 Fotoğraf: Peter van Zoest
 Fotoğraf: Serhat Karaca
 Fotoğraf: Fikret Arcan
 Fotoğraf: Ang Hwe Yong
Su damlaları doğada her zaman doğa fotoğrafçısını cezbeder. Bazan bir çiçek üzerinde az önce yağmış yağmurdan kalan damlalar gözümüzü muhteşem görüntüsü ile kamaştırır. Hele damlalar biraz irice ise içinde de birşeyler görünüyorsa adeta tadından yenmez bir görüntü çıkar karşımıza. Bir doğa fotoğrafçısı olarak yapılacak iş tabii ki makinayı alıp hemen uygun bir pozsyona geçip o noktayı aynı güzellikte fotoğrafa yansıtmak olur. İşte bu noktada bilinmesi gereken bazı püf noktaları var:
 Foto: Fevzi YAPICI
1- Su çok akıcı olduğundan damlalar en ufak bir sarsıntı ile düşerler. O nedenle hava sakin olmalı, siz de çekerken nesneye dokunmamalısınız. Mevsim yaz ise de buharlaşma gibi nedenlerle damla yok olabilir. O nedenle fazla oyalanmamalısınız.
2- Işık ayarını yaparken damla dışbükey mercek gibi çevredeki nesneleri ters olarak içinde göstereceğinden, damlanın altında genellikle gökyüzü olur ve bu da o kısımda patlamaya yol açabilir. Buna engel olmak için 0,5 – 1 adım eksik pozlamalısınız.
3- Netleme yaparken otomatik değil manuel netlemeyi kullanın. Kadrajınızda yer alan damla makinanın bilmem kaç noktaya yayılmış odak alanlarına denk gelmeyebilir. Böyle olunca damlanız netsiz olaur. O nedenle siz manuel olarak netlik yapın.
4- Mutlaka tripod kullanın. Makinanız tripod üzerinde iken makinanızın veya objektifinizin titreşim engelleme özelliğini kapatın. Çünkü bu sistem devrede iken titreşim arar ve bir titreşim hissedince aksi yönde titreşim oluşturarak titreşimin etkisini yok eder. Ancak titreşim yoksa kendisi titreşim oluşturacaktır. Kablo deklanşör kullanın, varsa makinanızın ayna kilitleme fonksiyonunu aktif hale getirin (Genelde zamanlamalı çekim menüsünde 2 saniye ile gösterilen yerdedir, 2 saniye gecikmeli çekerseniz, bu konumda iken, siz deklanşöre basar basmaz ayna kalkar ancak perde 2 saniye sonra açılır ve çekim başlar). Kablo deklanşörünüz yoksa o zaman en azından zamanlamalı çekim yapın.
Senaryolar:
1- Damlanın arkasına güzel görünebilecek bir çiçek koyun. Damlanın içinden onun görüntüsünü yakalamaya çalışın.
2- Çok güzel bir manzaranın arkasında durun. Önünüzde bir ağaç olsun. O ağacın yapraklarındaki damlanın içinde o muhteşem manzarayı yakalamaya çalışın. Damlanın mercek etkisi ile manzara tepetaklak görünecektir ama olsun, sonuç buna değer.
 Foto: Fevzi YAPICI
3- Yanınızda küçük bir su püskürten şişe taşıyın. Ağız yaraları için kullanılan spray kapaklı ilaç şişeleri bu iş için çok uygundur. Açık veya kuru havalarda damla ile çok güzel olabilecek bir model bulduğunuzda, yanınızda taşıdığınız su püskürten bir aletle kendi damlanızı kendiniz yapın.
4- Örümcek ağları sabah çiğ olan günlerde güneş doğduktan sonra gün ışığı vurunca muhteşem görüntüler verir. Bunları kaçırmayın. Ayrıca günün herhangi bir saatinde üzerine güzel ışık düşmüş bir örümcek ağı görürseniz, yanınıza taşıdığınız su püskürtme aracı ile su püskürtebilirsiniz. Böylece çiğ düşmüş gibi muhteşem bir görüntüye sahip olabilirsiniz. Ancak örümcek ağı çekiminde hava rüzgarsız olmalı, diyafram iyice kısılmalı, netlik kadrajın size uzaklığına göre 2/3 lük noktasında olmalı ve mutlaka tripod kullanılmalıdır.
Ekipman ve Tüyolar:
Ama gelelim asıl püf noktasında. Yapay damla için gliserin kullanın. Herhangi bir eczanede rahatlıkla bulabileceğiniz bir kutu damlalıklı gliserin çantanızda bulunsun. Gliserin parlak ve viskoz bir sıvıdır. Viskoz yani koyu kıvamlı olduğu için de damlattığınız yerden kolayca düşmez ve suya göre daha iri ve parlak damlalar oluşturur. Ayrıca buharlaşmayacağı için de size çalışmak için oldukça uzun bir zaman dilimi sunar. Çalışmak istediğiniz modelin üzerine istediğiniz büyüklükteki damlaları damlalık yardımı ile konduruverin. Başlangıçta damla oluşturmakta zorlansanız da zamanla eliniz alışacaktır.
 Foto: Fevzi YAPICI
Doğal damla ile çalışacaksanız, bahar ve son baharda sabah saatelerini kaçırmayın. Yapraklara, çiçeklere hatta kelebeklerin kanatlarına düşecek çiğ size çok güzel görüntüler sunacaktır. Bahar aylarındaki sağanak yağmurlar da dindikten sonra çok güzel damlalar ortaya çıkar. Bu fırsatı da değerlendirin.
Ekipman olarak mutlaka bir makro lens kullanmalısınız. Odak uzaklığı 100 – 300 mm arasında olabilir. Odak uzaklığı büyüdükçe biraz daha uzaktan ve daha büyük olarak fotoğraf çekme imkanınız olur. Söz gelimi 100 mm ile yukardaki kardelenlerdeki damlalar kadar yeri kadrajınızda doldururken, 300 mm ile kadrajın yarısını damla ile doldurabilirsiniz.
Makinanızın ayarları, eğer çiçek, kelebek gibi makro kategorisine girecek konulardan birini çekiyorsanız diyaframı çok fazla kısmayın. 8-11 arası bir f değeri ideal olacaktır. Ancak damla arkasında manzara varsa, ve siz o manzarayı damla içinden çekmeye çalışıyorsanız o zaman diyaframı olabildiğince kısın. (f 18-22)
Bol fotoğraflı günler…
Kar ve Sis Fotoğrafları
 Foto: Fevzi YAPICI
Kar, herkesi heyecanlandıran, ilginç bir yağış şeklidir. Yağarken sevinç, yerde kaldığı sürece coşku, erirken ise hüzün veren kar, neredeyse tüm duygularımıza seslenen çok farklı bir “şey”dir. Her haliyle görsel bir güzellik yaratma potansiyeline sahip olan kar, maalesef kışı sert geçen bölgelerde oturanlar için çok olumsuz etkiler de yaratabilmektedir. Yine de, bir fotoğrafçı gözüyle kar çok çekici bir malzemedir. Lapa lapa ya da tipi şeklinde yağarken, incecik bir örtü ya da kalın bir yorgan halinde, kristal ya da yığın olarak… Tümü de son derece şiirsel etkiler yaratacaktır. Benzer şekilde sis de büyülü bir atmosfer yaratma potansiyeline sahip ilginç bir doğa olayıdır ve tıpkı kar gibi fotoğrafçılar için zor bir malzemedir. Hem kar, hem de sis, fotoğrafçılar için çekici konulardır, ama içlerinde çok sayıda tuzak barındırırlar.
Yansıtıcılık
 Foto: K. Murat YÜCEL
İzlemesi çok zevkli olsa da, karın ve sisin görüntülemesi o kadar kolay değildir. Hiç kar ve sis fotoğrafı çekmemiş olanlar için biraz şaşırtıcı gelebilir, ama kar ve sisin ışık yansıtıcılığının ne kadar yüksek olduğunu bilenler için çok sıradan bir gerçektir. Yalnızca kar ve sis değil, tüm beyaz (hatta tüm açık renk) tonlar, fotoğraflanması güç konulardır. Bunun nedeni, ışığı yansıtma yeteneklerinin fazla olmasıdır. Fotoğraf makinelerimizin içinde bulunan “ışıkölçer” (pozometre) dediğimiz aletler, renkli değil, siyah-beyaz skalada çalışan düzeneklerdir (Nikon F5 ve F6 hariç). Işıkölçerler %18’lik gri tonun yansıttığı ışığı doğru olarak ölçebildiğinden, bu tondan daha açık ya da koyu tonların değerlerini doğru olarak ölçemezler. %18’lik gri dediğimiz ton, siyah-beyaz bir fotoğrafta insan teninin sahip olduğu orta yoğunlukta bir gri tonudur. Bu skalada, %0 tam beyaz, %100 ise tam siyaha karşılık gelmektedir. Işıkölçerimizin bu özelliğini bilirsek, açık ve koyu tonları farklı algılamasının neden olacağı hataların da önüne geçebiliriz. Bazı “teknolojik kamera” tutkunları, makinelerinin her tür ışık koşulunda kendilerine mükemmel sonuç vereceğini düşünürler. Ama ne yazık ki her tür ışık ya da her konu için bu tür çözümler geliştirecek bir makine üretilmedi. Bu yüzden çözüm ancak siz olabilirsiniz. Konu seçiminde ve ışığın belirlenmesinde fotoğrafçı tek seçicidir ve en gelişmiş fotoğraf makineleri de ancak fotoğrafçının seçimine “yardımcı” olabilirler.
 Foto: Hayri Çalışkan
1b: Kapalı hava koşulları karın yansıtıcılığını azaltır ve rengin maviye doğru kaymasına neden olur. +1.5 stopluk poz düzeltmesi uygun olur. Ayrıca rengi düzeltmek için 81A gibi bir filtre kullanılmalıdır.
En gelişmiş ışık ölçüm sistemlerinin bile yanılacağı ender konulardan biri olan kar, bu özelliği nedeniyle sık sık “koyu” çekilmiş fotoğraflara kaynaklık eder. Işıkölçerleri yanıltan bu beyaz dokuyu doğru olarak görüntüleyebilmek için biraz mantığımızı, biraz da gözümüzü kullanmamız yeterlidir aslında. Genel olarak, karın ışığı fazla yansıttığını, bu yüzden de ışıkölçerin ortamda çok fazla ışık varmış gibi çalışacağını bilmemiz gerekir. Işıkölçerin bu davranışına aldanarak, onun önerdiği enstantane ve diyafram değerlerini uygularsak, ortaya çıkacak olan fotoğrafın az pozlanmış bir fotoğraf olacağını da bilmemiz gerekir. Bu olumsuz durumun önüne geçebilmek için, ışıkölçerin önerdiği değerden biraz daha fazla ışığın film (ya da CCD) üzerine ulaşmasını sağlamamız gerekir. Yani film daha fazla pozlandırılmalıdır.
“Peki ama ne kadar fazla?” şeklindeki bir soruya kesin bir yanıt vermek zordur. Bunu bilebilmek için kar yüzeyinin görüntüde kapladığı alanın büyüklüğü, aydınlatma şiddeti, aydınlatma yönü gibi değişkenler söz konusudur. Yine de genel bir yaklaşım olarak, tüm çerçevemizin kar ile dolu olduğu durumlarda, öğlen saatlerinde hava açık ve güneşliyse +2 stopluk poz farkı doğru pozlama için yeterli olacaktır. Örneğin ışıkölçerimiz 1/1000 ve f/16 değerlerini gösteriyorsa, 1/250 ve f/16 ya da 1/500 ve f/11 gibi değerlerde çekim yapmalıyız. Ama çıplak güneşin olmadığı durumlarda, karın yansıtıcılığı da azalır. Bu durumlarda +1,5 ya da +1 stopluk poz farkları yeterli olabilmektedir. Bu değerin ne kadar olacağına, konu-ışık ilişkisine bakarak ve deneyimlerinize dayanarak karar vermek durumundasınız.
 Foto: Hayri ÇALIŞKAN
Benzer şekilde sis de pozometremizi aldatır ve yansıtıcılığı genellikle kardan daha azdır. Çeşitli değişkenler olabileceğini düşünerek kesin bir değer vermenin yanlış olacağını düşünerek, yalnızca kara göre yarı yarıya daha az yansıtıcı olduğunu söyleyebilirim. Örneğin çerçevemizin tamamını sisli bir görüntü dolduruyorsa, yaklaşık 1 stopluk poz artışı yeterli olacaktır.
2b: Böyle bir kompozisyonda ağacın koyu renk gövdesi, karın açık rengini büyük ölçüde dengelediği için yalnızca yarım stopluk bir poz düzeltmesi (+ yönde) yeterli olacaktır.
Avuç içi ya da insan teni
Kar yüzeyinden değil de, aynı ışık altındaki bir insanın teninden yansıyan ışığı ölçmek de uygun bir yaklaşımdır. Hatta, bu kişi kara derili değilse, en doğru yöntemdir. Çünkü doğru yansıtıcılığa sahip bir konu, ışıkölçeri yanıltmayacaktır. Böylece, poz düzeltmesi yapmanıza da gerek kalmayacaktır. Eğer yakın çevrenizde böyle birisi yoksa, o zaman avucunuzun içinden yansıyan ışığı ölçmeyi deneyin. Bu da oldukça sağlıklı sonuç veren bir yöntemdir. Ancak sanıyorum kendi avucumun yansıtıcılığı biraz fazla, çünkü bu yöntemle yaptığım ölçüm değerlerini makineye uyguladığımda sonuçlar yarım stop kadar koyu geliyor. Bu nedenle bu ölçümü de düzeltmem gerekiyor. Ancak bazı arkadaşlarımın avuçları doğru sonuç veriyor. Siz de kendi avucunuzu böyle bir ölçüm için test edebilirsiniz. Ancak, bu ölçümü yaparken avucunuza düşen ışıkla, çekeceğiniz asıl konu üzerine düşen ışığın aynı olmasına dikkat edin.
3b: Günbatımına yakın saatlerde ışığın rengi sararırken gölgede kalan yerlerdeki mavilik yoğunlaşır. Bu saatlerde yatay ışık, doku ve hacim etkisini arttırdığı için kaçırılmamalıdır.
 Foto: Hayri ÇALIŞKAN
Yaklaşım
Kar fotoğrafları hem genel, hem de ayrıntı verecek şekilde çekilebilir. Özellikle form (biçim) üzerine dayanan görüntüler oluşturulabilir. Karla kaplı bir yüzeyde yalnızca objelerin öne çıktığı ve başka bir lekenin olmadığı, sadelik kriterine uygun fotoğraflar daha çok çekilir. Donmuş su taneleri gibi ayrıntılar üzerine yoğunlaşmak da çok ilginç sonuçlar verebilir. Makro bir objektifle kar ya da buz dokusuna iyice yaklaşarak çok etkileyici sonuçlar elde edebilirsiniz. Ama bunları yaparken kendi gölgenizin konu üzerine düşmemesine de dikkat edin. Sis fotoğrafları ise ancak genel bir görüntüde kendini gösterecektir. Bu nedenle, eğer sisin içindeyseniz geniş açılı bir objektif, sisi uzaktan görüyorsanız uzun odaklı bir objektifle konuya yaklaşmak doğru olacaktır. Sis için yakın plan fotoğrafı söz konusu değildir.
Gölgede kar fotoğrafı çekerken renklerin ciddi biçimde maviye kaydığı görülür. Bu durumu düzeltmek için de gölgenin koyuluğuna bağlı olarak 81 serisinden “soğan kabuğu rengi” bir filtre kullanmanızı öneririm. Hafif bir gölge için 81A yeterlidir. Daha koyu gölgeler için 81B ya da 81C uygun olabilir.
 Foto: Fevzi YAPICI
4b: Donmuş su damlaları ve kar yüzeyi, yakın plan çekimler için çok uygun konulardır.
Yağan kar
Yağan kar tanelerini görüntülemek içinse flaş kullanmayı deneyin. Böylece kar taneleri, arka plandan koparak daha belirgin hale gelecektir. Flaş etkisi, yağışın şiddetine bağlı olarak farklı görüntüler oluşturacaktır. Özellikle tipi şeklinde yağan kar taneleri düşük enstantane ve flaş kullanarak görüntülerseniz, hem hareketi dondurmuş, hem de hareket netsizliği sağlamış olursunuz. Bu gerçekten ilginç bir etkidir. Öte yandan yavaş yavaş yağan iri kar tanelerini görüntülerken düşük enstantane kullanımı pek olumlu sonuç vermez. Böyle bir durumda flaşın hareketi dondurma etkisi yeterince ilgi çekici sonuçlar yaratacaktır. Bu şekilde flaşla fotoğraf çekerken makinenizi ve flaşınızı korumanız gerekir. Çünkü kar suyu çok haindir ve her türlü aralıktan içeri sızarak makinenize zarar verebilir. Bu yüzden bu tekniği en güzel uygulayabileceğiniz yer evinizin penceresidir. Siz sıcacık evinizin içinde kalırsınız, makineniz de korunmuş olur. Hele bir de manzaranız varsa, keyfinize diyecek kalmaz. Kulağa güzel geliyor değil mi? Ama ne yazık ki fotoğrafçılık biraz cefa çekmeyi gerektirir; iyi fotoğraflar (niyeyse!) evde oturduğunuz yerden çekilemez. Bu nedenle, iyi kar fotoğrafları için soğuk yollara düşüp, bolca yürümek, ellerinizin ve ayaklarınızın üşümesi, dudaklarınızın çatlaması gerekir. Yani kar fotografı çekmek o kadar kolay bir iş değildir.
 Foto: Hayri Çalışkan
5b: Yağan kar tanelerini belirginleştirmek ve fotografa derinlik katmak için, flaş kullanmak yararlı olabilir. Bunu yaparken, ortam ışığına göre pozlandırmak gerektiğini unutmayın!
Donma tehlikesi!
Soğuk nedeniyle eller ve ayaklar üşür de, fotograf makinemiz üşümez mi? Elbette üşür; hatta donar! Bu olumsuz durumla karşılaşmamanınız için makinenizi olabildiğince çantasının içinde ya da boynunuza asılı ve paltonuzun içinde taşımanızı öneririm. Özellikle kompakt tasarımlı fotoğraf makineleri soğuğa duyarlıdır. Ayrıca şaşırtıcı bir şekilde mekanik SLR fotoğraf makineleri de 0’ın altındaki sıcaklıklarda ciddi problemler yaşarlar. Soğuğa en dayanıklı modeller, kalem pil kullanan modellerdir. Pilleri kavrama kabzasının içinde yer alan modeller, soğuğa karşı uzun süre direnebilirler. Eğer makineniz çalışmayı reddediyorsa, pillerini çıkarıp avucunuzda bir süre ısıtmayı deneyin.
Az daha unutuyordum; sakın kendinizi de soğuktan korumayı unutmayın! İnsan bedeni makinelerden daha narindir ve ısıtılınca eski haline gelmeyebilir!
Sis fotoğrafları için üşüme riski daha azdır, ama makinenin korunması ile ilgili uyarılar aynen geçerlidir. Çünkü sis dediğimiz şey yoğunlaşmış su buharıdır ve bazen o kadar yoğun olabilir ki makineniz su içinde kalır. Bu yüzden makine ve objektifinizi iyice korumalısınız. Bu işlem için tipik bir yöntem yok ama plastik poşet giydirmek ya da çantanızda taşıyıp yalnızca çekim anında çantadan çıkarmak ve kurulayarak çantaya koymak gibi yöntemler önerilebilir. Daha ideali, su altında çekim için kullanılan koruma kaplarını (housing) kullanmaktır. Yine de sis fotoğrafı çekmek için en güzeli, sisi uzaktan görmektir.
6b: Eğer sisin içinde değilseniz, uzun odaklı bir objektifle sisin etkisini başarıyla görüntüleyebilirsiniz. Bu örnekte, çok bölgeli ışık ölçüm modu kullanıldığı için ve açık-koyu tonların birbirini dengelemesi nedeniyle herhangi bir poz düzeltmesine gerek kalmamıştır. Merkez ağırlıklı ışık ölçüm modu kullanılsaydı ve koyu bölgeler olmasaydı, yaklaşık +1 stopluk poz düzeltmesi yapmak gerekirdi.
Bunların dışında, bazan karlı havalarda gün batımı veya gün doğumu da çok güzel renkler ortaya çıkararak bize çok güzel kareler yakalama fırsatı verir. Böyle zamanlarda da makineyi elimize alıp tabii tripodumuzu da unutmadan, bu tür görsellikleri yaşayabileceğimiz yerlere gitmek çok faydalı olabilir.
Önemli Bir Kaç Bilgi:
Kış mevsiminde fotoğraf çekerken dış ortam sıcaklığı ciddi oranda düşüktür. O nedenle özellikle piller kolayca biter. Yanınızda mutlaka yedek pil bulundurun. Yedek pilinizi makine çantasında değil, iç cebinizde taşıyarak vücut ısınız aracılığı ile sıcak tutun. Eğer yedek piliniz yoksa biten pilinizi 10-15 dakika kadar iç cebinizde ısıtarak birkaç kare daha çekebilirsiniz.
Dijital makine kullanıcıları beyaz dengesini otomatik veya ön tanımlı modlarla değil mutlaka ölçüm yaparak bulacakları Kelvin değerine göre kullanmalıdır.
Karlı bir yamaç fotoğraflanırken tekdüzelikten kurtulmak için kompozisyonunuza canlı renkli bir nesneyi de dahil etmeniz fotoğrafınızı daha güçlü kılacaktır.
 Foto: Fevzi YAPICI
Kış mevsiminde sıkça yaşanan fırtınalı havalar da fotoğrafçı için bir fırsat olabilir. Fırtına karları savururken veya ağaçları sallarken ortaya ilginç görüntüler çıkar ve bunları kaçırmamak gerekir.
 Foto: Fevzi YAPICI
Hepinize bol fotoğraflı günler…
Kaynak
Emre İkizler
M.Ü. G.S.F. Fotograf Bölümü
Öğretim Görevlisi
 Ateş Rengi Kelebek
Kelebekler, insanların gözlerine hitab eden güzellikleri ile dünyamızı süsleyen varlıklardan sadece bir tanesi. Kanatlarındaki olağanüstü renklerden oluşan desenlerine vurulan doğa fotoğrafçılarının da en gözde fotoğraf avlarından biri. Ancak bir doğa fotoğrafçısı için çok kolay bir av olmadıkları da bir gerçek. Sonuçta bunlar canlı varlıklar ve çok da cesur olmadıklarından en ufak bir harekette ürküp kaçtıklarından, fotoğraflaması gerçekten çok ama çok zor konulardan biri.
Burada sizlere kalkıp kelebekler hakkında bilimsel bilgiler verecek değilim. İnternet adıverilen kütüphanede bu tarz bilgilere kolayca ulaşmanız zaten mümkün. Ancak birkaç konuya değindikten sonra kelebek fotoğraflamanın püf noktalarına geçeceğim.
Öncelikle bildiğiniz gibi kelebeklerin 4 çeşit yaşam şekli var ve her bir yaşam şekli bir öncekine, ne görünüş, ne de beslenme bakımından hiç bir şekilde benzememektedir.
- Yumurta
- Pupa
- Tırtıl
- Kelebek
Yumurta ve pupa genel olarak bütün kelebeklerde birbirine benzer. Ancak tırtıl ve kelebek formları her tür için çok farklı ve belirleycidir. O nedenle de fotoğrafçılar tırtıl ve kelebek formlarının peşine düşüp fotoğraflamak için yarışırlar.
 Turuncu Süslü (Erkek)
Kelebeklerin yaşam süresi ile ilgili birçok şehir efsanesi var ve bunlar ne yazık ki çok doğru değil. Örneğin kelebeklerin ömrünün 1 gün olduğu söylenir. Oysa bu kocaman bir yalandır. 7-21 gün arasında yaşarlar, hatta bazıları kış uykusuna bile yatar. Evet yanlış okumadınız kış uykusuna yatarlar.
Bazı kelebekler gece, bazıları gündüz uçar. Ama fotoğrafçılar genelde gündüz uçan kelebeklerle ilgilenir, çünkü bunlar dğerlerinden çok daha güzel görünümdedirler.
Gelelim fotoğraf çekmeye. Soru cevap şeklinde yazmayı daha uygun buldum. Öncelikle sizlere kelebek fotoğraflamadan önce onlar hakkında bilgi sahibi olmaya çalışmanızı öneriyorum. Nerde yaşarlar, ne yerler, ne içerler, nasıl dinlenirler v.s. Bu konular hakkında bilgi sahibi olursanız kolayca aradığınızı bulursunuz. Çünkü kelebeklerin yaşam yerleri türlere göre değişkenlik gösterir. Bazı kelebekler 1800 metreden yüksek dağlarda yaşarken bazıları da sadece deniz seviyesinde boy gösterir. Gemlik körfezinde Apollo kelebeğini, Uludağın zirvesinde de Kırlangıçkuyruk kelebeğini bulup çekemezsiniz yani. Bu konuda size Prof. Dr. Ahmet BAYTAŞ’ın” Türkiye’nin Kelebekleri” adlı eserini tavsiye edebilirim. Hem kelebek türlerini tanır, hem de onlar hakkında bilgi edinebilirsiniz, güzel bir kaynaktır.
1- Kelebekler nerde bulunur?
 Çokgözlü Mavi
Kelebekler genellikle su kenarına yakın yerlerde çiçekli bitkilerin bol bulunduğu çayırlık alanlarda bulunur. Kelebeklerin ana besin maddesi çiçeklerde bulunan nektar ve özsulardır. Bu nedenle nerde bir çiçek varsa orda bir kelebek olma ihtimali yüksektir. Bazı kelebekler orman içi gölge alanları sever, burada yaşayan bitkilerler beslenir (Örnek karanlık orman esmeri adlı kelebek).
2- Kelebekler Ne Zaman Fotoğraflanmalı?
Kelebek fotoğrafı çekmenin birinci kuralı sabah gün doğmadan yataktan fırlayıp, güneşin doğuşunu fotoğraf çekeceğiniz yerde beklemektir.
Gündüz uçan kelebekler geceyi ağaç dallarına, bitki yapraklarına tutunup dinlenerek geçirir. Sabah güneşin ilk ışıkları ile de uyanarak güneşi direkt olarak alabilecekleri bir yaprağın üzerine konar ve kanatlarını güneşe dönerek açıp ısıtmaya başlar. Gecenin serinliği nedeni ile kanatları neredeyse donmuştur çünkü. Isınmadan hareket etmesi neredeyse imkansızdır. Bu ısınma işlemi yaklaşık yarım saat sürer. Bu esnada hayvan tamamen hareketsiz durumdadır ve çok rahatsız etmemek şartıyla çok yakınına yaklaşmanıza müsaade eder. Açık olan kanatları önünüzde tüm ihtişamıyla durmakta ve sizin yaklaşık 30 dakikalık vaktiniz bulunmakta. Bu esnada dilediğiniz gibi fotoğraf çekebilirsiniz. Hatta hayvan o kadar uyuşuktur ki, bazan elinizle bulunduğu yerden alıp daha uygun fotoğraf çekebileceğiniz bir yere koymanıza bile müsaade eder. Ancak, kelebeklerin kanatlarını asla elinizle tutmayın. Kanatların üzerindeki pulların hasar görmesine ve hayvanın ölmesine sebep olursunuz.
İstisnai durum olarak bahar aylarında havanın parçalı bulutlu olması, güneşin bulutların arkasına saklandığı günün herhangi bir saatinde kelebeklerin üşüyerek hareketlerinin yavaşlamasına sebep olacağından böyle zamanlar da fotoğraf için kullanılabilir.
Öğlen sıcağı dışındaki vakitlerde iyi kamufle olur, sabırlı davranırsanız, çiçekler üzerinde beslenme esnasında durdukları birkaç saniyelik sürede de fotoğraflarını çekebilirsiniz.
3- Kelebeğe Nasıl ve Ne Kadar Yaklaşabilirim?
![DSC00111 [] Kırlangıçkuyruk](http://www.yapici.org/wp-content/uploads/DSC00111--300x201.jpg) Kırlangıçkuyruk Eğer sabah güneşin ilk ışığında fotoğraf çekiyorsanız ne şekilde uygun gelirse size o şekilde yaklaşın. Ancak yine de ani hareketlerden sakının. Hangi saatte çekerseniz çekin, gözünüzü vizöre yerleştirdikten sonra kelebeğe yaklaşmaya çalışın. İyice dibine sokulduktan sonra makineyi gözünüze dayamaya kalkarsanız kelebek daha makine göğüs hizanızdayken uçup gider. Makina gözünüzde yaklaşırken bir yandan da çekim yapmaya başlayın. Bu esnada hızlı düşünmeli ve hızlı karar vermelisiniz. Kelebeğe objektifinizin elverdiği ölçüde yaklaşarak fotoğrafınızı çekin.
4- Kelebek Fotoğraflarında Kompozisyon Nasıl Olmalı?
Kompozisyon sizin görsel zevkinizle birebir bağlantılı bir durum. O nedenle nasıl arzu ediyorsanız öyle kompoze edin. Altın oranı unutmayın, boşluğu bakış yönünde bırakmayı ihmal etmeyin. Mümkünse kelebeğin gözlerini kadraja dahil edin ve hatta netliği oraya verin. Tepeden bakarak kuşbakışı kelebek fotoğrafları çekmemeye gayret edin.
5- Fotoğraf Çekerken Makina Ayarları Nasıl Olmalı?
 Kırlangıçkuyruk Tırtılı
SLR MAKİNALAR İÇİN:
Öncelikle çekim modunuzu manuel değil A (Diyafram öncelikli) moduna getirmenizi öneririm. Alan derinliğini yani diyafram açıklığını siz tesbit edin, pozlama süresini bırakın makina hesaplasın. Çünkü kelebek çekerken bunların hepsini ayrı ayrı yapmaya vakit bulamıyabilirsiniz. Otomatik moda alıp da fotoğrafınızı riske de etmeyin. Eğer direkt güneş ışığı altında çalışıyorsanız ışık ölçüm metodunu (metering mode) spot olarak belirleyip çekiminizi yapın. Arka fonun siyaha yakın olmasını isiyorsanız duruş şeklinizi kelebeğin arkasına gölgelik bir kısım gelecek şekilde ayarlayın. Özel bir nedeniniz yoksa elbette güneşi karşınıza almayın.
Fotoğraf çekerken diyafram değeri, objektifimizin odak uzunluğu, kelebeğe olan uzaklığımız ve kelebeğin büyüklüğü ile doğrudan ilişkili bir konudur. Eğer çok yaklaşmışsak ve kelebeğimiz de 3 cm çapından büyükse diyafram 11-16 arası bir değerde olmalıdır ki, kelebeğin tüm uzuvları istenen netlikte fotoğraflanabilsin. Biraz uzakta isek ve objktifimiz de 100- 150 mm gibi bir odak uzaklığına sahipse 5,6 – 8 arası bir diyafram değeri genellikle uygun olacaktır. Işık koşulları yeterli değilse çok güçlü olmamak kaydıyla dolgu flaşınızı kullanabilirsiniz.
KOMPAKT MAKİNALAR İÇİN: Fazla yapılacak bir ayar yok. Makinenizi makro moduna alıp (kadranda çiçek işareti ile gösterilir) vizörden veya ekrandan bakın. Gerekirse Zoom özelliğini kullanarak yakınlaştırın ve deklanşöre basın.
6- Fotoğraf Çekerken Kullanılacak Ekipman Ne olmalı?
 Apollo Kelebeği
Elbette makro bir lense sahip olmak gerek. Ancak durağan objeler gibi bunlara fazla yaklaşamayacağımız için odak uzaklığı en az 100 mm civarında olmalı. 150 mm ideal bir lens olarak düşünülebilir. Elbette 200, 400, 500 mm odak uzaklığına sahip lensler de kullanılabilir ama genelde doğada ışık koşulları bizim istediğimiz gibi olmayacağından odak uzaklığı büyüdükçe de tripod kullanmak kaçınılmaz olacağından bizi bu küçük hareketli canlıları fotoğraflamakta biraz zora sokarlar. Yüksekte olmadıkları için monopod kullanmak da çok pratik olmayabilir.
Özetle; güzel bir kelebek fotoğrafı çekmek için öncelikle sabah erken kalkmalı, sabırlı olmalı, kelebekler hakkında biraz bilgi sahibi olmalı. Bunlar uygulandıktan sonra sizin de dostlarınıza gururla göstereceğiniz birçok kelebek fotoğrafınızın olması hiç de hayal değil.
Yazı ve Fotoğraflar: Fevzi YAPICI
Sonbahara bağlı olarak doğada yaşanan renk değişimi fotoğrafçılara çok cazip gelen bir konudur. Yazın tamamen yeşil görünen bir orman dokusu sonbaharla birlikte sarı-turuncu-kırmızı renklere bürünür. Özellikle Bolu Yedigöller Kasım ayı başlarında fotoğrafçıların akınına uğrar. Ancak sonbahar fotoğrafı çekmek için ille de Yedigöller’e gitmeğe gerek yoktur. Yakın çevrenizde yaprak döken ağaç toplulukları veya karışık ormanlar varsa, buralarda da güzel görüntüler yakalamanız olasıdır.

Titrek kavak, kayın, Akçaağaç, çınar, dişbudak gibi ağaçların arasında ladin, köknar ve çam gibi iğne yapraklı ağaçların bulunduğu karışık ormanlar, sonbaharda tam bir renk cümbüşüne döner. Sarı, turuncu, kırmızı tonlar arasına dağılmış yeşiller renk kontrastı olan ve göze çok hoş gelen fotoğraflar elde etmemizi sağlar.

Böylesine güzel bir konuyu bilinçli fotoğraflamak gerekir ki, istediğimiz görüntüleri alabilelim.
Sonbahar genellikle yağışın, sisin ve pusun olduğu bir mevsimdir. Bu durumlar fotoğraf çekimlerimizde bir zorluk teşkil edebildiği gibi avantaj da sağlayabilir. Yani “kötü hava, iyi fotoğraf”.

Hava kapalıysa ortamda homojen bir ışık var demektir. Bu da, ışık ölçümünü daha kolay yapacağımız anlamına gelir.

Gökyüzü kapalı ve tatsız bir grilikte olabilir. Bu durumda kompozisyonumuza gökyüzünü katmamak veya çok az katmak daha doğru olur. Çünkü yeryüzünde harika renklerin olduğu fakat gri bir gökyüzüne sahip manzara fotoğrafları izleyene hiçbir haz vermez.

Yapraklar, kayalar, ağaç gövdeleri ıslak olur. Bu durum ıslak nesnelerden ışığın yansımasına (homojen ışıkta bile) ve fotoğrafımızda renk doygunluğunu yeterli olmamasına neden olur. Bu olumsuzluğun önüne geçmek için ışık yansımalarını kesecek bir polarize filtre kullanmalıyız.

Hava sisli ise ışık ölçümüne dikkat etmeliyiz. Makinemizin ışık ölçüm sistemini noktasal veya merkez ağırlıklı konuma alıp sisten bir ölçüm almalıyız. Makinemizin ışıkölçerinin verdiği değerlere +1 duraklık ışık ilavesi yaptığımızda sorun kalmaz. Aksi takdirde, yani makinemizin verdiği değerlerle çekim yaparsak fotoğrafımız koyu çıkacaktır. Ayrıca siste makinemizin autofocus sistemi netleme yapamayabilir. Bu durumda netlemeyi manüel olarak yapmak gerekir.

Bir su kenarındaysanız ve suyun çevresi sonbahar renklerine bürünmüş ormanlarla çevriliyse sudaki yansıma gerçeğinden daha çekicidir. Bu görüntüleri kaçırmayın!

Sonbaharda manzara fotoğraflarının yanı sıra yakın plan çekimlerde yapabilirsiniz. Yanınızda close-up donanım veya makro objektif varsa sonbaharın renklerine daha yakından bakabilirsiniz.

Orman altı bitki dokusunun arasında ve ağaç gövdelerinde mantarlara ve likenlere rastlayabilirsiniz. Yere dökülen renkli yapraklarda başlı başına bir makro konusudur. Yapraklar üzerindeki su damlacıklarına odaklanabilirsiniz. Bu damlacıkların büyüteç etkisini fotoğraflamaya çalışın!

Ülkemizde, özellikle Batı Karadeniz ormanlarında 15 Ekim-15 Kasım arası doyulmaz güzellikte bir sonbahar yaşanır. Bizlere de bu güzellikleri yaşamak, paylaşmak ve kalıcı kılmak kalır.

Yazı ve Fotoğraflar: Tarık Yurtgezer (AFSAD Doğa Fotoğraf Atölyesi Şefi)
______________________________________________________________________________________
Sonbaharda çekilmiş bana ait bazı fotoğraflar:
 Gölcük Gölü - BoluKafkasör Yaylası / ARTVİN
![DSC09264 [640x480] Alaçam Köyü / Kestel - Bursa](http://www.yapici.org/wp-content/uploads/DSC09264-640x480-300x201.jpg) Alaçam Köyü / Kestel - Bursa
 Yedigöller / Bolu
 Hatila Milli Parkı / ArtvinKaçkar Dağı / Yusufeli - ARTVİN
|
Fevzi YAPICI 
Hoşgeldiniz.
Burada doğa fotoğrafçılığı başta olmak üzere fotoğraf ve fotoğrafçılıkla ilgili bilgi belge ve makaleleri paylaşacağız. Umarım beğenir ve takip edersiniz.
Sevgi ile.
Fevzi YAPICI
19.08.2009
|
Son Yorumlar